Kürt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kürt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sokakta Büyüyen Tehlike Türkiye Kürt Pogromuna mı Gidiyor

 


6-7 Eylül 1955 Pogromu

İstanbul, yüzyıllar boyunca farklı halkların, dillerin ve inançların yan yana yaşadığı bir şehir oldu. Ancak 6-7 Eylül 1955 gecesi, bu mozaiğin en renkli parçaları olan Rumlara, Ermenilere ve Yahudilere karşı devlet destekli bir pogrom düzenlendi. Olay, yalnızca dükkânların, evlerin ve kiliselerin yağmalanması değil; aynı zamanda İstanbul’un belleğinden bir halkın zorla silinmesiydi.

Öncesinde geliştirilen “provokasyonlar” tesadüf değildi. Ankara’da ve İstanbul’da kimi çevreler, Rumların mallarına göz dikmişti. Bu göz dikme hali, bir anda patlamadı; aylarca, yıllarca sinsice örüldü.

Nişantaşı'nda Yorgo’nun apartmanı, uzun zamandır Mehmet Efendi’nin rüyalarına giriyordu. Mehmet Efendi, Yorgo’nun varlığını değil, binanın kendisini istiyordu.
İstiklal Caddesi’nde Niko’nun manifatura dükkânı, Kastamonulu Süleyman için fırsat kapısıydı. Niko’nun emeğiyle büyüttüğü dükkân, bir gecede Süleyman’ın gözüne “ganimet” oldu.
Galata’da, şehrin gece hayatına renk katan Aleko’nun gazinosu, Konyalı Ramazan’ın “hevesini” kabartıyordu. Aleko’nun yıllardır işlettiği mekân, bir anda “yeni sahipler” arar oldu.

6-7 Eylül gecesi, bu heveslerin önünü açacak kitleler sokağa salındı. Elinde sopalarla, taşlarla, demir çubuklarla yürüyen kalabalık, devletin göz yummasıyla Rumların evlerine, kiliselerine, mezarlıklarına saldırdı. Kadınlar tecavüze uğradı, dükkânlar talan edildi, ikonalar yakıldı, taşlar konuştu. İstanbul’un ışıkları söndü, sokakları utançla doldu.

Sonrası sessizlikti. Yüzbinlerce Rum, bir daha dönmemek üzere göç etmek zorunda kaldı. Ardında boş kiliseler, kırık vitrinler, yağmalanmış gazinolar, sahipsiz mezarlar kaldı.
Mehmet Efendi’nin, Süleyman’ın, Ramazan’ın “göz diktikleri” ise bir daha asla eski ruhunu bulamadı.

6-7 Eylül, yalnızca bir pogrom değil; aynı zamanda belleğimizin en karanlık sayfalarından biridir. Bu sayfanın hatırlanması, unutturulmak istenenlerin hatırasına bir borçtur. Çünkü İstanbul, Yorgo’suz, Niko’suz, Aleko’suz İstanbul değildir.



Türkiye İllerinde Kürt Pogromu?


6-7 Eylül, devlet eliyle örgütlenen bir yağmanın nasıl bir halkın hayatını kökten değiştirdiğini bize gösterdi. Tarih, eğer yüzleşilmezse, farklı maskelerle kendini tekrar etmeye meyillidir. Bugün benzer bir tehlike, başka bir halkın üzerinde kara bir gölge gibi dolaşıyor: Kürtler.

6-7 Eylül 1955’te İstanbul’daki Rum komşularımıza yapılanları hatırlıyoruz: dükkânlara, kiliselere, evlere göz dikenlerin, devletin sessizliğiyle yağmaya giriştiği utanç gecesini. Bugün hâlâ sorulması gereken soru şu: O zihniyet bitti mi, yoksa sadece pusuda mı bekliyor?

Varsayalım ki…
Bahçelievler’de, Diyarbakırlı Ehmed’in apartmanına göz diken Sinoplu Selim, sessizce fırsat kolluyor.
Şirinevler’de, Mardinli Zilan’ın mağazasına göz diken Tekirdağlı Erkmen, bir kıvılcımı bekliyor.
Beyoğlu’nda, Vanlı Şerko’nun kitabevine göz diken İzmirli Türker, ortalığı bulandırmak için sosyal medya da hesabında kışkırtmalar yapıyor.

Bu senaryolar, hayal ürünü olmaktan öte, geçmişin gölgesini bugüne taşıyor. Dün Rumların dükkânlarını ganimet bilen zihniyet, yarın Kürtlerin apartmanlarını, mağazalarını, kitabevlerini “kendi malı” sayabilir.

Tehlike tam da burada: bir halkın emeğine, kültürüne, hayatına göz diken zihniyetin kökünün kazınmamış olması.
Kürtler bugün şehirlerde apartmanlar kuruyor, lokantalar işletiyor, kitabevleri açıyor. Fakat geçmişte köyleri yakılan, evleri boşaltılan bu insanlar, bir gün aynı yağma kültürünün hedefi olursa, Türkiye bir kez daha kendi tarihine kara bir leke sürer.

Kürtlerin olası bir pogrom tehlikesine karşı yapması gereken, şiddete başvurmadan önce örgütlü ve hazırlıklı olmaktır; bunun için yaşadıkları mahallelerde komşuluk dayanışma ağları kurmalı, birbirleriyle sürekli iletişimde kalmalı, sosyal medya da gittikçe artan faşist söylem ve ajitasyonlara karşı olası tehditleri fotoğraf, video ve tanıklarla belgeleyip insan hakları dernekleri ve avukatlara iletmelidir. Ayrıca sosyal medya üzerinden acil durum iletişim grupları kurularak saldırı anında hızlıca duyuru yapılmalı ve ulusal-uluslararası kamuoyu bilgilendirilmelidir. Kısacası, dağınık ve bireysel tepkiler yerine örgütlü, belgeli ve görünür bir toplumsal duruş sergilemek en etkili önleyici savunmadır.


Read More

Kürt Milliyetçilerine Tavsiyeler

Son zamanlarda sosyal medya da sıkça karşımıza çıkan Kürt milliyetçillerine milliyetçiliği doğru anlama ve anlatmak açısında bir yol gösterici olması dileğiyle milliyetçiliğin önemi ve kriterleri hakkında bir derleme iyi okumalar....

Milliyetçilik, bir ulusun kendi kimliğini, kültürünü ve çıkarlarını koruma ve geliştirme amacıyla ortaya çıkan bir ideolojidir. Bu kavram, tarih boyunca çeşitli biçimlerde ortaya çıkmış ve siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda önemli etkiler yaratmıştır. Milliyetçiliğin önemi ve kriterleri üzerine yapılan bir araştırma, bu ideolojinin tarihsel kökenlerini, gelişim süreçlerini ve modern toplumlar üzerindeki etkilerini anlamak için büyük önem taşır.

Milliyetçiliğin Önemi

  1. Ulusal Kimlik ve Birliktelik: Milliyetçilik, bir ulusun kimliğini ve birlikteliğini korumasına yardımcı olur. Ulusal kimlik, bireylerin kendilerini belirli bir topluluğa ait hissetmelerini sağlar ve bu aidiyet duygusu, toplumsal uyumu ve dayanışmayı güçlendirir.

  2. Bağımsızlık ve Özgürlük Mücadelesi: Milliyetçilik, tarih boyunca pek çok ulusun bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde önemli bir rol oynamıştır. Koloni yönetimleri altında yaşayan milletler, milliyetçi hareketler sayesinde kendi kaderlerini tayin etme ve bağımsız devletler kurma hakkını kazanmışlardır.

  3. Kültürel Koruma ve Gelişim: Milliyetçilik, ulusal kültürün korunması ve geliştirilmesi için güçlü bir araçtır. Bir ulusun dili, gelenekleri, sanatları ve diğer kültürel değerleri, milliyetçi hareketler tarafından desteklenir ve yaygınlaştırılır.

  4. Siyasi İstikrar ve Güç: Milliyetçilik, ulusal hükümetlerin meşruiyetini ve halk desteğini artırır. Bu, siyasi istikrarı sağlamaya ve devletin iç ve dış tehditlere karşı daha güçlü olmasına yardımcı olur.

  5. Ekonomik Gelişim ve Refah: Milliyetçi politikalar, yerel ekonomilerin güçlendirilmesini teşvik edebilir. Yerli üretim ve tüketim desteklenir, böylece ulusal ekonomiler daha dayanıklı hale gelir ve dışa bağımlılık azaltılır.

Milliyetçiliğin Kriterleri

  1. Ulusal Kimlik ve Aidiyet: Milliyetçiliğin temel kriterlerinden biri, belirli bir ulusal kimliğe ve aidiyet duygusuna sahip olmaktır. Bu kimlik, dil, din, kültür, tarih ve ortak değerler gibi unsurlar üzerinden şekillenir.

  2. Egemenlik ve Bağımsızlık: Bir milletin kendi kaderini tayin etme hakkını savunması, milliyetçiliğin önemli bir kriteridir. Bu, siyasi bağımsızlık ve egemenlik taleplerini içerir.

  3. Kültürel Koruma ve Teşvik: Milliyetçi ideolojiler, ulusal kültürün korunması ve teşvik edilmesini amaçlar. Bu, dil, sanat, gelenekler ve diğer kültürel unsurların yaşatılması anlamına gelir.

  4. Siyasi Birlik ve Dayanışma: Milliyetçilik, ulusun siyasi birliğini ve dayanışmasını vurgular. Farklı etnik, dini veya bölgesel gruplar arasındaki birlik ve beraberlik, ulusal bütünlüğün sağlanması açısından önemlidir.

  5. Ekonomik Ulusallık: Milliyetçilik, ekonomik faaliyetlerin ulusal çıkarlar doğrultusunda düzenlenmesini savunur. Yerli üretimin desteklenmesi, ekonomik bağımsızlığın sağlanması ve ulusal kaynakların korunması, bu kriterin bir parçasıdır.

  6. Yurttaşlık Bilinci ve Eğitim: Milliyetçi hareketler, yurttaşların milli bilinç ve sorumluluk sahibi bireyler olarak yetiştirilmesini amaçlar. Bu, eğitim sisteminin milliyetçi değerlerle şekillendirilmesini içerir.

Sonuç

Milliyetçilik, tarih boyunca toplumların şekillenmesinde ve gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Ulusal kimliğin korunması, bağımsızlık mücadeleleri, kültürel değerlerin yaşatılması ve ekonomik gelişim gibi alanlarda etkili olan milliyetçilik, günümüzde de önemini korumaktadır. Ancak, milliyetçiliğin aşırı ve dışlayıcı biçimleri toplumsal çatışmalara ve uluslararası gerilimlere yol açabilir. Bu nedenle, milliyetçiliğin dengeli ve kapsayıcı bir şekilde ele alınması, hem ulusal hem de küresel barış ve istikrar açısından büyük önem taşır.

Read More

Medler ve Kürtler: Tarihsel Bağlantılar ve Kökenler

 

Medler ve KürtlerGiriş

Kürtlerin atalarının kim olduğu konusu tarihsel ve kültürel açıdan büyük bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, Kürtlerin ataları olarak kabul edilen Medler, Antik İran tarihinin önemli bir parçasını oluşturur. Bu yazıda, Medlerin tarihi, kültürü ve Kürtlerle olan bağlantıları incelenecektir.

Medler'in Tarihi ve Kökenleri

Medler, M.Ö. 7. yüzyılın ortalarından M.Ö. 6. yüzyılın ortalarına kadar batı İran'da hüküm süren bir İranî halktı. Başkentleri Ekbatana (günümüzde Hamedan) olan Medler, Asur İmparatorluğu'na karşı bağımsızlık savaşları vermiş ve büyük bir imparatorluk kurmuşlardır.

Med İmparatorluğu'nun Kuruluşu

Medlerin ilk tarihi kayıtları Asur kaynaklarında geçmektedir. M.Ö. 612'de Asur İmparatorluğu'nun başkenti Ninova'yı ele geçirerek büyük bir zafer kazanan Medler, bu olayla birlikte tarihte önemli bir yer edinmişlerdir. Med İmparatorluğu, bugünkü İran, Irak, Türkiye ve Ermenistan'ın bir kısmını kapsayan geniş bir alanda hüküm sürmüştür.

Med Kültürü ve Toplumsal Yapı

Medlerin toplumsal yapısı, Persler ve diğer İranî halklarla benzerlikler göstermektedir. Zerdüştlük, Medler arasında yaygın bir dini inanç sistemi olmuştur. Bu inanç sistemi, sonraki dönemlerde Persler tarafından da benimsenmiştir. Medlerin dili, Hint-Avrupa dil ailesinin İran dilleri koluna aittir ve bu dilin modern Kürtçe ile bağlantılı olduğu düşünülmektedir.

Medler ve Kürtler Arasındaki Bağlantılar

Medler ve Kürtler arasındaki bağlantılar, dil, kültür ve coğrafya gibi çeşitli faktörler üzerinden incelenebilir.

Dil Bağlantısı

Kürtçe, Hint-Avrupa dil ailesine bağlı bir dil olup, İranî diller grubunda yer almaktadır. Medce'nin Kürtçe ile olan benzerlikleri, bu iki halk arasındaki dilsel bağları ortaya koymaktadır. Modern Kürtçe'nin bazı lehçeleri, eski Medce'ye benzerlikler göstermektedir.

Kültürel ve Etnik Bağlantılar

Medler ve Kürtler arasındaki kültürel bağlantılar, özellikle gelenekler, efsaneler ve mitolojilerde görülebilir. Kürtlerin birçok efsane ve halk hikayesi, Med kültürüne ait unsurlar taşımaktadır. Ayrıca, Kürtlerin Zerdüştlük inancına olan ilgisi de Medlerin dini inançlarıyla bağlantılıdır.

Coğrafi Bağlantılar

Med İmparatorluğu'nun hüküm sürdüğü coğrafi alan, modern Kürtlerin yaşadığı bölgelerle büyük ölçüde örtüşmektedir. Bugün İran, Irak, Türkiye ve Suriye'nin dağlık bölgelerinde yaşayan Kürtler, tarihsel olarak Medlerin yaşamış olduğu bu topraklarda kök salmışlardır.

Sonuç

Medler ve Kürtler arasındaki bağlantılar, tarihsel, dilsel, kültürel ve coğrafi unsurlar üzerinden açıkça görülmektedir. Med İmparatorluğu'nun mirası, modern Kürt kimliğinin oluşumunda önemli bir rol oynamıştır. Kürtlerin ataları olarak kabul edilen Medler, bugün de Kürt halkının kültürel ve tarihsel bilincinde önemli bir yer tutmaktadır.

Cahit Çagabey

Med Aşiret Konfederasyoynu üzerine bir makale okumak isterseniz doğru yerdesiniz

Read More

Kürt Ulusal Birliği ve Yeni Direnişin Doğuşu

Kürt Ulusal Birliği ve Yeni Direnişin Doğuşu: Bağımsız Birleşik Özgür Kurdistan İçin Yeni Bir Sayfa

PKK’nin Feshi ve Tarihsel Dönemeç

2027 yılında Kürdistan İşçi Partisi (PKK), yarım asırlık silahlı mücadelesini sona erdirme kararı aldı. Lider kadrosu, örgütün feshedildiğini uluslararası bir basın toplantısıyla ilan etti. Türkiye, Irak, İran ve Suriye'deki Kürt halkı için bu açıklama bir dönemin kapanışı, aynı zamanda yeni bir bilinmezliğin başlangıcıydı.

Fakat Kürt ulusalcılığı bir fikre, bir halkın tarihsel bilincine dayanıyordu. PKK'nin silah bırakması, bu fikrin sona erdiği anlamına gelmiyordu. Tam tersine, ulus bilinci daha net ve daha örgütlü bir biçimde yeniden şekillenmeye başladı.


Yeni Neslin Öfkesi: Birleşik Kürdistan Ulusal Hareketi (BKUH)

PKK sonrası boşlukta, diaspora dahil olmak üzere dört parça Kürdistan’dan (Bakur, Başûr, Rojhilat, Rojava) genç, eğitimli ve radikal bir kadro ortaya çıktı. “Birleşik Kürdistan Ulusal Hareketi (BKUH)” adını taşıyan bu yeni yapı, merkeziyetçi ideolojiden uzak; konfederal, laik ve ulusalcı bir çizgiyi benimsiyordu.

BKUH, barışçıl yollarla kazanım sağlanamayacağını öne sürerek "Silahlı Halk Direnişi" ilan etti. Hedefi, dört parçadaki Kürt bölgelerinde eşzamanlı silahlı eylemlerle merkezi otoriteleri zayıflatmak, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmek ve nihai olarak bağımsız bir Kürdistan devleti kurmaktı.


Silahlı Mücadelede Yeni Doktrin

Yeni hareketin silahlı kanadı olan Kürdistan Ulusal Direniş Güçleri (KUDG), klasik gerilla taktiklerinden ziyade hibrit savaş yöntemlerini benimsedi:

  • Kent merkezlerinde koordineli saldırılar,
  • Enerji altyapısına yönelik sabotajlar,
  • Siber savaş ve propaganda faaliyetleri,
  • Uluslararası Kürt diasporasından finansal ve lojistik destek.

İlk eylemler Diyarbakır, Mahabad, Kamışlo ve Erbil’de Kürt düşmanlarına karşı eş zamanlı gerçekleştirildi. “4 Kentte 4 Saat” adı verilen bu operasyonda, Kürdistan’daki işgalci güçlerinin güvenlik birimleri hedef alınırken sivillere zarar verilmemesi öncelikli ilke olarak duyuruldu. Hareket, kendi içinde disiplinli ama merkezi olmayan hücresel yapıya sahipti.


Kürt Ulusalcılığında Yeni Birlik

Bu yeni dalga, 20. yüzyıldaki sol-ideolojik Kürt hareketlerinden farklı olarak, pan-Kürdist bir ulusal birlik projesi inşa etmeye çalıştı. Türkiye’deki HDP çizgisiyle, Irak’taki KDP ve KYB, İran’daki PJAK ve Suriye’deki PYD arasında uzun süredir süren ideolojik ve örgütsel bölünmeleri sonlandırmayı hedefledi.

“Tek bayrak, dört parça, bir ulus” sloganıyla yola çıkan BKUH, ideolojik çeşitliliği dışlamayan ama Kürt kimliği ve bağımsızlık fikrinde birleşen bir çatı hareket haline gelmeye çalıştı.


Uluslararası Tepkiler ve Bölgesel Dönüşüm

ABD, AB ve Rusya, bu yeni silahlı hareket karşısında ihtiyatlı davrandı. Bazı ülkeler Kürtlerin hak mücadelesine destek verirken, silahlı eylemlerden dolayı açık destekten kaçındı.

Bölge ülkeleri ise bu gelişmeleri bir “ulusal güvenlik tehdidi” olarak tanımladı ve karşı operasyonlara girişti. Türkiye'nin Güneydoğu’sunda sıkıyönetim ilan edilirken, İran ve Suriye ortak sınır operasyonları başlattı.


Tarihin Eşiğinde Kürtler

Yeni Kürt ulusalcılığı, geçmişin tecrübelerinden beslenen, daha stratejik, daha birleşik ve daha uluslararası bir profil çizmektedir. Bu hareketin nasıl evrileceği, sadece Kürt halkının değil; Türkiye’nin, İran’ın, Irak’ın ve Suriye’nin de geleceğini derinden etkileyecektir.

Silahlı mücadele ile siyasi hedefler arasında kurulan bu yeni denge, bir halkın kaderini yeniden yazabilir. Ya yepyeni bir yıkımın habercisi olacak ya da modern Ortadoğu’nun sınırlarını değiştirecek bir devrimin öncüsü.

Read More

Kurdish Women - Kürt Kadınları

EZİLEN BİR ULUSUN DİRENEN KADINLARI

Kurdish women

Kurdish women

Why are so many Kurdish women setting themselves on fire

Why are so many Kurdish women setting themselves on fire

PYD: Kurdish girls can't marry prior to military service

PYD: Kurdish girls can't marry prior to military service

International Women's Day 2015: Women first, refugees second

International Women's Day 2015: Women first, refugees second

kurdish

kurdish

Blue eyes, blond hair. Also among Kurdish people. The Kurds

Blue eyes, blond hair. Also among Kurdish people. The Kurds

Kurdish Traditional Clothing Day harmonizes components of

Kurdish Traditional Clothing Day harmonizes components of

Meet the Kurdish Women Fighting ISIS in Syria

Meet the Kurdish Women Fighting ISIS in Syria

Kurdish_de9607_5499972.jpg

Kurdish_de9607_5499972.jpg

Kurdish Women Fighters

Kurdish Women Fighters

ZCommunications » Kurdish female fighters are not media

ZCommunications » Kurdish female fighters are not media

Why the Kurdish Fight for Women's Rights Is Revolutionary

Why the Kurdish Fight for Women's Rights Is Revolutionary

kurdish women ✿ ღ on Pinterest

kurdish women ✿ ღ on Pinterest

David Graeber

David Graeber

Blue eyes, blond hair. Also among Kurdish people. The Kurds

Blue eyes, blond hair. Also among Kurdish people. The Kurds

kurdish women ✿ ღ

kurdish women ✿ ღ

Syria Isis News: Kurds Grant Women Equal Rights in Defiance

Syria Isis News: Kurds Grant Women Equal Rights in Defiance

The Kurdish Women Warriors — Fiction and Fact

The Kurdish Women Warriors — Fiction and Fact

Sisters in arms: Kurdish women in front line against IS

Sisters in arms: Kurdish women in front line against IS

Travelogue: Colorful Kurdish Women

Travelogue: Colorful Kurdish Women
Read More

Muhsin Kızılkaya ve Orhan Miroğluna açık mektup

Ulan Muhsin ve Orhan ikinizde Kürtler arasında sevilen sayılan iki Kürt aydınıydınız, hani artık dünya görüşününümü beğenmediniz, siyasi fikir ayrılıklarımı diyelim her neyse Türkiyedeki Kürt hareketinden uzak düştünüz, hatta iktidar partisinden milletvekili oldunuz, ama artık yeter maaşınızı alın kendi köşenize çekilin vallahi billahi sizden çözüme destek olmanızı bekleyen yok, küstek olmayın yeter, nedir ikide bir canlı yayınlara çıkıp cumhurbaşkanını başbakanı övüp övüp bitiremeyişleriniz, bırakın onların Sinop, Samsun, İzmir vs milletvekilleri çıksın onları övsün, artık piyon olduğunuz yeter, Türkiye toplumunun önünde Kürd'ün gururu onuru ile oynamaya hakkınız yok, sizin yüzünüzden yarın adamlar çıkıp işte Kürt, Kürdü kabul etmiyor bizim suçumuz yok demeyeceklermi, vuranda Kürt vurulanda Kürt dedikleri gibi, ayıptır yahu bu yaptığınız HDP ye oy veren 10 milyon insanı kendinizden nefret ettirmeyin.
Read More

Êzîdîler

Ézidîler, toplam nüfûsları sadece 700 bin kadar olan küçük bir Kürt topluluğu. Kürt’türler ve Ézidîlik dînine mensuplar. Ézidîlik (Yezdîlik), İslam’dan önce ve ama Zerdüştîlik’ten sonra ortaya çıkmış bir dîn. İsmini Kürtçe, Farsça ve benzer İranî dillerde “Tanrı” anlamına gelen “Yezdan” (Ézdan) isminden alıyor. Allâh-û Teâlâ için “Xwedâ” (Hüdâ) isminin yanısıra “Yezdan” ismi de halen dahi Müslüman Kürdistan ve İran coğrafyalarında kullanılır. Yezdî (Ézidî), yani “Allâh’a (Yezdan) bağlı olan” demektir. (NOT: Bugün halen Türkiye, Kürdistan, İran, Irak, Azerbaycan, Pakistan, Afganistan gibi ülkelerde kullanılan ve “Tanrı” anlamına gelen “Hüdâ / Xwedâ” ismi, öz Kürtçe bir kelimedir ve “Kendi kendini var eden, kendinden var olan” anlamına gelmektedir. Yani “başka bir güç tarafından yaratılmamış, varlığı kendinden olan”.) Ézidîlik (Yezdîlik) isminin ve bu dînî topluluğun, yanlış bir şekilde Türkiye’de ve özellikle de İran’da pekçok insan tarafından zannedildiği gibi, Kerbelâ katliâmını gerçekleştiren Yezid bin Muaviye ile uzaktan yakından bir alakası yoktur. Tamamen isim benzerliğidir. Dediğimiz gibi, ismini Muaviye’nin oğlu Yezid’den değil, “Tanrı” (Allâh, Hüdâ) anlamına gelen “Yezdan” isminden alır. Zaten İslam’dan çok önce doğmuş bir dîndir. Bu dîn ve dînî topluluk için – özellikle Türkiye’de Müslüman Kürt ve Türk halkları tarafından – yanlış bilinen ve asılsız olan “şeytana tapanlar” ithamının da aslı astarı yoktur. Ézidîler Şeytan’a tapmazlar, iftiradır; tıpkı Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudîler ve Zerdüştîler gibi Allâh’a taparlar. Fakat onlardan (bizden) farkları şudur: Cennet’te Şeytan’ın lânetlenmesi ve kovulması hadisesine inanmazlar ve bunun, insanlar tarafından Şeytan’a atılmış bir iftira olduğuna inanırlar. Şeytan’ın (Ézidîler “Melek Tawus” derler) günâhsız bir melek olduğuna inanırlar. Meleklerin en başta gelen özelliği “günâh işlememek” olduğuna göre ve Allâh-û Teâlâ melekleri bu özellikte yarattığına göre, kendisi de bir melek olan İblis nasıl olur da günâh işleyebilir? Ézidîler’e göre kötülük, insanın kendi içindedir. İnsan, kendi yaptığı kötülüğün sorumluluğundan kurtulmak için, kendi iradesiyle işlediği suçların günâhını Şeytan’ın üzerine yıkmaktadır. Halbuki o günâhları insanlara Şeytan işlettirmiyor, insanlar o günâhları kendi iradeleriyle işliyorlar. “Tek tanrılı” bir dîndir ancak diğer “tek tanrılı” dînler olan İslam, Hristiyanlık, Musevîlik ve Zerdüştîlik’ten farkı, “peygambersiz bir dîn” oluşudur. Ézidîler’in peygamberi yoktur ancak “peygamber derecesinde gördükleri” şeyhleri vardır. Ayrıca kutsal kitapları da vardır ve ismi “Mushafa Reş” (Kürtçe’de “Siyâh Mushaf” demek)’tir. Ézidîlik’in bir özelliği de, dünyada sadece Kürtler arasında var olan bir dîn olmasıdır. Kürtler dışında bu dîne mensup hiç kimse yoktur yeryüzünde. Zaten 50 milyonluk Kürt milletinin içinde bile toplam nüfûsları 1 milyon bile değildir; topu topu 700 bin kişilik çok küçük bir dînî azınlıktır. Diğer bir önemli özellikleri, dışarıdan kimseyi dînlerine kabul etmemeleridir. İnsan istese de Ézidî olamaz. Ézidî olmak için Ézidî anne – babadan doğmak gerekir. Dîne girmek mümkün değildir ancak dînden çıkmak çok kolaydır. Örneğin; en büyük günâh “insan öldürmek”tir ve – her ne amaçla olursa olsun – cinayet işleyen kişi dînden çıkmış sayılır. Bu hassasiyet, sadece insanlara karşı değil, diğer canlılara (hayvanlar ve bitkiler) karşı da aynı şekildedir. Gıda (yemek) haricinde, yani hayatın devamı amacı dışında hayvanları öldürmek, bitkilere (ağaçlara ve çiçeklere) zarar vermek haramdır. 6 milyar nüfûslu yerküresinin belki de en “çevreci” ve “doğa dostu” topluluğudur, Ézidîler. Doğaya, ekolojiye, yabanî hayvanlara, bitki örtüsüne ve su kaynaklarına hiçbir şekilde zarar vermezler. Hatta zarar verenleri kendi aralarından dışlar, dînden aforoz ederler. Tarihleri boyunca hiç kimseye bir zararları olmamış, başka toplumlara ve insanlara en ufak bir kötülükleri dokunmamış, hatta bırakın diğer insanları, yabanî hayvanlara ve bitkilere bile zarar vermekten kaçınan, kendi içlerinde kapalı bir toplum olarak yaşayan ve bütün Müslüman, Hristiyan komşularının ve onlarla insanî münasebetleri olan herkesin de rahatlıkla şahîdlik ettiği üzere oldukça sıcak ve insanperver olan bu küçük dînî azınlık, bugün ne yazık ki IŞİD (DAİŞ) denilen, dünyanın ve tarihin en barbar çetesinin, hiçbir acıma duygusu olmayan katiller sürüsünün korkunç tehdidi altında. Kürdistan’a saldıran IŞİD barbarları, Şengal (Sincar) bölgesinde binlerce Ézidî’yi – sırf dînleri farklı diye – vahşî bir şekilde katletti, gelen haberlere ve bilgilere göre kadınlarını “cariye” yapıp köle pazarlarında sattı. Onlardan geriye kalan binlerce çocuk ve bebek, açlık ve susuzluktan öldü. Yazarken bile parmaklarımın titrediği bu dramı anlatacak kelime yok... İbrahim SEDİYANİ (Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda


Read More

 



Top 100 Dropshipping Companies in Europe & Turkey"
is a comprehensive guide designed for aspiring entrepreneurs and e-commerce enthusiasts. Curated by Cahit Çağabey, this resource highlights the most reliable and trending dropshipping suppliers across Europe and Turkey. Whether you're starting your first online store or scaling your business, this book offers valuable insights into supplier features, categories, and direct access links—helping you make smarter decisions in today’s competitive market.


Buy Now       10  Euro





Prepared by Cahit CAGABEY
Site içeriği kaynak gösterilerek kopyalanabilir cahit-cagabey.blogspot.com Blogger tarafından desteklenmektedir.. Blogger tarafından desteklenmektedir.